20 Ocak 2018 Cumartesi

İnsanca bir dünya için...

23 Nisan 2015, 11:49
İnsanca bir dünya için...
Şener Durmuş

Chomsky’nin dediği gibi: “Daha iyi bir dünya için mücadele etmek anlamlıdır. Ancak yaşadığımız dünya hakkında yalanlara ve yanılsamalara kapılmanın hiçbir anlamı yoktur."

Bu dünyaya ait olmanın birçok sıkıntısı olduğu gibi birçok sorumluluğu var. İnsanın varlığını ancak insancıl tutumu ortaya koyar. Bizler ise maddenin, mekanın, zamanın, hırslarımızın, endişe ve korkularımızın kölesiyiz ne yazık ki. Çağın iklimi, insanın tabiatını da değiştirmiş gibi; acımasız, duyarsız ve giderek daha da vahşileşiyoruz...
Oysa hepimiz ta başından beri Adem ve Havva'nın çocuklarıydık. Yeryüzünün her karışında kardeşlerimiz acı çekiyor halen. Afrika bir kıta; insanlığın yaşadığı salgın hastalıklar, kölelik, açlık, sefalet, doğal felaketler ve ne varsa zaman değirmeninde öğütülmüş, ne kadar çaresizlik yaşanmışsa, bütün bu yaraların izlerine rastlanır Afrika'da.. Bütün bu acılarla yoğrulmuş kadar yorgun ve sahipsiz. Güneşin kavurduğu çocukların ise en az tenlerinin rengi kadar; yazgısı soluk ve kara...
Filistin bir ülke; ve yüzölçümü kadar hüzün taşıyor,  her çocuk, her masumiyet, toprak kadar kutsal. Gazze'de çocuk olmak bir yana bir yaşama tutunabilmek dahi mucize. Kadınları ise onurun ve sabrın yaşayan anıtları gibi. Sıcak bir yuvanın huzuruyla uyumuyor geceleri; sıcak bir savaşın ortasında koca bir yalnızlığı koynunda taşıyorlar.
Şengal bir bölge ve Yezidiler ise bir çınar; yalnızlıkları ve acıları zamana direniyor halen.. İnançları kadar yüzleri de gerçek, zulme direnen öyküleri de öyle... Her göç biraz daha tüketiyor ve her yeni yol yaşam için daha da zorlaşıyor...
Antep bir şehir, savaşın yükünü omuzlayacak kadar tecrübeli ve yaralarını saracak kadar merhametliydi oysa ki. Şimdi sınırlarında evini, onurunu, dilini, yoksulluğunu taşıyan Suriye'li muhacirlerin son ölüm döşeği gibi. Kavgalar hep kanlı biter, savaşın ortasında uyumuyordu ki zaten çocuklar. Ölümden kaçıp geldiler, ölüm yine şah damarı kadar yakın Suriyelilere... Direniyorlar, dileniyorlar bir avuca bir kalp açmak bir yana; bin yumrukla öfke kusuyor evsahibi şehirler...
Soma bir ilçe; ciğerleri kömürden tükenmiş. Alın terinin ise manevi başkenti. 300 yüz can almış maden ocağı, binlerce ocağın sönüvermiş parıldıyan umutları, yarınları. Zaman zifiri karanlık, ümit taş kömürü kadar kara halen. Yeraltında zengin madenler dururken; yeryüzünde ise yoksul, çaresiz gözlerle, yıkılmış ocaklar ve yetim çocuklarla güneş her gün artan bir hüzünle doğuyor...
Ve saymakla azalmıyor acılarımız, artıyor gün be gün. Çünkü kulaklarımız sağır, gözlerimiz kara bir perde inmişçesine kör, vicdan sessiz ve dilsiz... Ademoğlu uyan artık bu kabustan. her acıyı, acımız her zulmü bize yapılmış kadar önemsemeliyiz...Herkes bir an olsun düşünmeye ayırsın zamanını, aynı zaman içinde ayrı çoğrafyalarda birlikte yaşadıklarımıza dair...
Herkesin kendini biraz Afrikalı biraz Filistinli biraz Şengalli biraz Suriyeli biraz Somalı ve biraz daha insan hissettiği, acıların yaşandığı her çoğrafyayı, sahiplenmek duygusu daha anlamlı kılacaktır dünyayı... Ya da herkesin kendi menfaatlerini koruma güdüsü, kendi yalanları ile sürdürdüğü yaşam yolculuğuyla akıp gidecek öylesine...

Bu içeriğe yorum yapan ilk siz olun!

  • Ad Soyad:

  • Yorum:

  •  

    @name x

  • UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.
    ARŞİV